“`html
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İddianamesi: Gazetecilere Yöneltilen Suçlamalar Nedir?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ilişkin yolsuzluk iddialarını içeren iddianame, gazeteciler gibi farklı meslek gruplarını da hedef almış durumda. Gazetecilerin, herhangi bir somut delil olmaksızın ağır suçlamaların merkezinde bulunmaları, onları mahkeme önüne çıkmaya zorluyor.
28.11.2025
20 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik başlatılan soruşturma, hızla medya mensuplarına yöneldi. İddianamenin kamuoyuna sızmasından kısa bir süre önce, “gözaltı” adı altında gerçekleştirilen ancak gözaltı standartlarına benzer bir uygulama ile, gazetecilerin emniyete götürülüp ifade vermeye zorlandığı belirtildi. Bu süreçte, gizli tanığın iddiaları, dedikodu niteliğinde bir takım suçlamalarda bulunuldu.
İkna edici ilk işaretler, soruşturmanın başladığı tarihten yalnızca iki gün sonra belirginleşti. Yeni Şafak gazetesinde, 21 Mart 2025 tarihinde yayınlanan bir haberde, “Gizli tanık, Ekrem İmamoğlu’nun finanse ettiği gazetecileri ifşa etti: Gayri resmi ilişkileri Murat Ongun yürütüyor” başlığıyla suçlamalar doğrultusunda önemli bilgiler verildi.
İddianamede “Meşe” kod adıyla anılan gizli tanığın iddialarıyla ilişkilendirilen bu haberde, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun basın danışmanı Murat Ongun’un gazetecilere finansman sağladığı öne sürüldü ve bazı gazetecilerin isimleri dikkat çekici bir şekilde listelendi. Meşe, bu gazetecilere paranın teslimatını gerçekleştiren kişinin Emrah Bağdatlı olduğunu iddia ediyor.
“Murat Ongun’un sürekli finanse ettiği gazeteciler var. Onlara parayı Emrah teslim ediyor. Bahar Feyzan, İsmail Saymaz, Yavuz Oğhan ve daha birçok kişi bu listeye dâhil,” ifadeleriyle tanıklık yapıldı. Bu yolla, halkın merak ettiği gazetecilerin İBB ile olan ilişkisi sorgulandı.
İsmail Saymaz, aynı gün gözaltına alınan gazetecilerden biri olarak dikkat çekti. Ancak daha sonra, Saymaz’ın Gezi Parkı’na dair sosyal medya paylaşımları nedeniyle ifadesinin alındığı anlaşıldı. Bu durum, kamuoyunda yanlış bir izlenim yarattı; zira Saymaz, ev hapsi kararıyla cezaevine girmedi, fakat uzun süre boyunca paylaşım yapmaması eleştirilere neden oldu.
Gazetecilere yöneltilen suçlamalar, delil eksikliği nedeniyle zamanla zayıflamıştı. Ancak yeni bir iddianın gün yüzüne çıkmasıyla bu durum değişti.
6 Kasım sabahı, bazı gazetecilerin gizli tanık beyanları doğrultusunda emniyete götürüldüğü bilgisi geldi. Savcılık, bunun bir gözaltı işlemi olmayacağını belirtse de, gazeteciler yine de polis nezaretinde emniyete alındı ve verdikleri ifadelerin ardından bilgisayarları ve telefonları confiscated edildi.
İfade vermeye çağrılan Ruşen Çakır, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan, Soner Yalçın ve Batuhan Çolak hakkında, savcılık tarafından yapılan açıklamada, İBB soruşturması kapsamındaki “yalan bilgiyi yayma” ve “suç örgütüne yardım etme” suçlamalarının yöneltildiği ifade edildi. Gazeteciler, ifadelerinin ardından yurtdışına çıkış yasağı ile serbest bırakıldılar.
19. Eylem veya “Gazeteciliğin Ceza Haline Gelmesi”
Emniyette ifade veren gazetecilerden Ruşen Çakır, İBB soruşturmasında finansman iddiaları dışında, İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra Medyascope‘un YouTube kanalında gerçekleştirdiği “Ekrem İmamoğlu mucizesi” başlıklı yayının da suçlama olarak yöneltildiğini belirtti. Çakır, bu yayında İmamoğlu’nun Silivri Cezaevi’ni bir seçim karargâhı haline getirdiğini anlatmıştı.
Benzer bir şekilde, Soner Yalçın’ın Nefes gazetesinde 29 Nisan 2025’te yayımlanan “Koray ile Lal” başlıklı yazısı da suçlama konusu oldu. Bu yazıda, Murat Ongun’un eşi Gözdem Ongun’un gözaltına alınmasının ardından çocuklarının yaşadığı süreç ele alınmaktaydı.
Ruşen Çakır’ın belirtmiş olduğu üzere, İBB yetkilisinin HTS kayıtlarındaki sinyal bilgilerinin kendi sinyal bilgileriyle çelişmesi de suçlama konusu haline geldi. Gizli bir buluşmanın var olduğu izlenimi yaratılmak istense de, Çakır, Murat Ongun ile Türk Telekom Stadyumu’nda aynı maçı izlerken sinyal vermenin bile suçlama haline getirildiğini aktardı.
Gazetecilerin gözaltına alınmasından beş gün sonra, 11 Kasım’da İBB soruşturması tamamlandığı duyuruldu. Soruşturmanın tamamlandığı, savcılığın iddianameyi öncelikle iktidara yakın medya kuruluşlarıyla paylaşmasıyla anlaşılır hale geldi. Bu medya organlarında çıkan haberler, beş gün önce ifadeleri alınan gazetecilerin de bu soruşturmaya dâhil olduğunu gözler önüne serdi.
Şimdi, gazetecilere yöneltilen suçlamalara bir göz atalım. İddianamede “Eylem 19” olarak adlandırılan bölümde, 16 kişi suçlanıyor. İddianamede adı geçenler arasında Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Hasan Erkan Kabakçı, Mesut Taşkın, Mahir Gün, Tuğba Koçak, Utku Doğruyol, Kazım Eren Sönmez, Mustafa Sezer Yerli, Alican Ayvataş, Şükrü Fındık, Hüseyin Soner Yalçın, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan ve Ruşen Çakır yer alıyor.
Belirtilen isimlerden Hasan Erkan Kabakçı, Mesut Taşkın, Mahir Gün, Tuğba Koçak, Utku Doğruyol, Kazım Eren Sönmez, Mustafa Sezer Yerli, Alican Ayvataş ve Şükrü Fındık, sosyal medya hesaplarının finansmanıyla ilgili suçlanıyor. Ancak burada, gazetecilere yöneltilen suçlamalara odaklanmak daha doğru olacaktır.
Gazetecilere yöneltilen suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 220/7. maddesindeki “örgüt hiyerarşisine dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” ile, kamuoyunda dezenformasyon yasası olarak bilinen 217/A maddesine dayanan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlarına dayanmaktadır. Bu suçlamaları destekleyen deliller ise “şüpheli araştırma raporları”, “şüpheli ifadeler” ve “açık kaynak çalışmaları” olarak sıralanıyor. İddianame ayrıca, bir gazetecinin savunma amacıyla verdiği ifadenin bile kendi aleyhine delil olarak kullanıldığını göstermektedir.
Gizli tanık beyanları ve HTS kayıtları
İddianamede gazetecilere yöneltilen suçlamaların temel dayanağını gizli tanık beyanları oluşturmaktadır. Bunun ilk işareti, 21 Mart’ta yayımlanan haberle verilmişti. Ancak şimdi, gizli tanık “Meşe” beyanları, tanık “İlke” ve “Çınar”ın ifadeleri üzerinden dosyaya işlem gördü.
Gizli tanık Çınar, ifadesinde, İBB davası sanıkları arasında yer alan reklamcılar Emrah Bağdatlı veya Nihat Sütlaş tarafından getirilen paraların dağıtımına yardımcı olduğunu öne sürdü. Ancak, bu iddiada kimin ne şekilde katkı sağladığına dair net bir bilgi yok. Çınar, bu paraların Halk TV, TELE 1, Milli Gazete ve bazı YouTube içerik üreticilerine distribütörlük yapılmak üzere verildiğini belirtti.
Çınar’ın ifadesine devam ederken, Murat Ongun ile Soner Yalçın arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu ve reklamcı Bağdatlı’nın, İBB iştiraki “Medya A.Ş.” üzerinden yakın çevresine yasadışı yolla işleri yaptığını öne sürdü.
Gizli tanık İlke, Ongun’un İmamoğlu’nun medya ile olan ilişkilerini değil, gizli ilişkilerini de yönettiğini iddia ediyor. Ongun’un kontrolünde finansman sağlanacak kişilere paranın dağıtılacağını savunan İlke, Ongun’un talimatlarını Emrah Bağdatlı’ya ilettiğini belirtti. Ayrıca, Murat Ongun’un sürekli olarak destek verdiği gazetecilerin isimlerini de belirtti.
Ancak, bu finansman iddialarını destekleyecek herhangi bir banka kaydı, ödeme belgesi veya yazılı talimat gibi somut delil sunulmamaktadır. Oysa benzer bir eylem başlığı altında X kullanıcılarına finansman sağlandığına dair MASAK raporları mevcut.
Savcılık, tanık ifadelerini desteklemek adına Emrah Bağdatlı ile gazeteciler arasında çok sayıda HTS kaydının bulunduğunu öne sürdü. Ancak bu kayıtların içeriği, hangi sıklıkla veya amaçla yapıldığına dair değerlendirmeler yapılmamıştır.
Gazeteciler, HTS kayıtlarının yalnızca mesleki iletişim için yapıldığını vurguladı. Örneğin, Soner Yalçın, Bağdatlı ile toplamda yaklaşık 20 dakika görüştüğünü belirtirken, Yavuz Oğhan, Bağdatlı’yı hiç tanımadığını ifade etti. Ruşen Çakır ise gazetecilik faaliyetleri dışında Murat Ongun ile bir ilişkisinin olmadığını net bir şekilde belirtti.
Gazetecilerin Savunmaları
İddianamede adı geçen gazetecilerin, kendilerine yöneltilen suçlamalara karşı verdikleri savunmalar şu şekildedir:
> Ruşen Çakır: “Murat Ongun’u gazetecilik zamanımda tanıdım. Sonraki süreçte birlikte olmadık. Emrah Bağdatlı ile herhangi bir ilişkim yok. Para alışverişim kesinlikle olmadı. Murat Ongun ile gazetecilik dışında bir ilişkimiz olamaz; bu durum son derece normaldir. Gönderdiğim paylaşımlar, gazetecilik mesleğim gereği yapıldı.”
> Yavuz Oğhan: “Emrah Bağdatlı’yı kesinlikle tanımıyorum. Murat Ongun ise eski meslektaşımdır ama finansman sağladığı iddiaları doğru değildir. İddialar tamamen gerçek dışıdır. Yapmaya devam ettiğim faaliyetler, 20 yıllık mesleki alışkanlıklarımdır.”
> Soner Yalçın: “Emrah Bağdatlı’nın bana para getirdiği iddiası tamamen yalandır. Hayatım boyunca bu şekilde karaktersiz bir gazetecilik yapmadım. Onunla 20 dakikalık bir iletişimim olmuştur ve bu da haberler üzerindendir.”
“Murat Ongun ile 1996’dan tanışıyoruz. Onunla çok derin bir ilişkim yoktur; hepsi mesleki iletişim üzerinedir.”
“Youtube’de paylaştığım video, tamamen başka bir konunun ve dolayısıyla yolsuzluk iddialarıyla ilgisi yoktur.”
> Şaban Sevinç: “Murat Ongun’u tanıyorum, ancak Emrah Bağdatlı ile bir ilişkimiz yok. Murat Ongun ile gazetecilik amacıyla görüştüğüm zamanlar oldu. Para alışverişi gibi bir durum gerçekleştirmedim. Kamuya açık bilgileri yazdım; burada kimseyi hedef almadım.”
Sevinç, daha önceki bir programda yaptığı konuşmanın sorulması üzerine, bu konuların kamuya yansımalarının, bir gazetecilik faaliyeti olamayacağına dikkat çekti.
Sevinç’in yaptığı değerlendirmelerde, gazetecilik faaliyeti kapsamında herhangi bir yanlandırma ya da kasıtlı yanıltma bulunmaması gerektiğini belirtti.
Mesleğin Doğasına Göre Suç İşlenmesi Kriteri
Savcılık, yürütülen İBB soruşturmasının kamuoyunda “siyasi bir operasyon” olarak lanse edildiğini ve suç örgütünün eylemlerinin mazur gösterilmeye çalışıldığını öne sürdü.
Öte yandan, bazı beyanların kamuoyuna yansımasına rağmen, gazetecilerin fiillerinin “gazetecilik” olarak değerlendirilmediğini ifade eden savcılık, bu süreçte yer alan eleştirilerle ilgili farklı düşüncelere sahip olmamızı istiyor.
Gazetecilerin açıklamalarında yer alan köşe yazıları ve yorumlar, iddianamede “örgütün amaçları doğrultusunda yürütülen PR faaliyeti” olarak sayılıyor. Bu noktada, suçlamaların temelinde yatan finansman iddiasının ise somut kanıtlarla desteklenmediği görülüyor. İddianamede gazetecilerin, maddi çıkar sağlayarak suç örgütünü öven içerikler yaptıkları savunulsa da, bu suçlamalara dayanak olan herhangi bir delil sunulamıyor. Soruşturmanın derinlemesine incelenmesi gerekiyor.
Etiketler: basın özgürlüğü, İBB iddianamesi, Rušen Çakır, Şaban Sevinç, Soner Yalçın, Yavuz Oğhan
“`

