“`html
Esad Regimesinin Devrilmesinin İlk Yılı: Suriye’deki Medya Analizi
Esad’ın devrilmesinin birinci yıl dönümü vesilesiyle, Türkiye’deki beş farklı medya kuruluşunun 1-31 Aralık 2025 tarihleri arasındaki Suriye haberlerine detaylı bir inceleme gerçekleştirdik. Bu kuruluşlar arasında Anadolu Ajansı, Yeni Şafak, Sabah, Sözcü, Evrensel ve Mezopotamya Ajansı yer alıyor. Ayrıca Suriye’yi izleyen altı gazetecinin sosyal medya paylaşımlarını inceledik. Analizimiz, bu farklı medya organlarının saha gelişmelerini nasıl yorumladığını ve Suriye hakkında nasıl farklı anlatılar ürettiğini gözler önüne seriyor.

İstikrar Arayışı mı, Belirsizlik mi?
Türkiye’nin medya kuruluşları, Esad’ın devrilmesinin birinci yılı ile Suriye’nin geçici hükümeti lideri Ahmed Şara’nın yönetimini nasıl yansıttı? Bu sorunun yanıtı, kullanılan dil ve kavramlar arasındaki farklılıklarda bariz bir şekilde ortaya çıktı. Bazı medya organları, gelişmeleri “geçiş yönetimi” ve “istikrar arayışı” ifadeleriyle tanımlarken, bazıları “belirsizlik” ve “hak ihlali” ifadeleriyle aktardı.
Anadolu Ajansı, Şara yönetimini “devletleşme”, “merkezi ordu” ve “istikrar arayışı” başlıkları altında ele alarak, “umut”, “özgürlük” ve “kurtuluş” kavramlarını ön plana çıkardı. Çatışma ve risk unsurlarına ilişkin bir değerlendirme ise yapılmadı.
Yeni Şafak ise Esad’ın devrilmesinin birinci yılını “kurtuluş” ve “zafer” temaları çerçevesinde gündeme taşıdı, liderin mesajlarıyla yönetimin meşruiyetini pekiştirdi.
Sözcü ise konuya daha sınırlı bir perspektiften yaklaşarak, yeni yönetimle ilgili meşruiyet tartışmalarına yer vermedi. Gazete, Esad’ın devrilmesinin ardından yaşanan gelişmeleri daha ziyade “Türkiye açısından oluşan güvenlik riskleri” çerçevesinde ele aldı.

Evrensel Gazetesi ve Mezopotamya Ajansı, Şara yönetimine dair haberlerinde Aleviler, Dürziler ve diğer azınlık grupların hakları üzerine vurgu yaptı. Esad sonrası dönem, sadece bir iktidar değişikliği değil; azınlıkların karşılaştığı artan riskler ve şiddet iddiaları çevresinde de ele alındı. Bu yayınlarda yerel tanıklıklar ve hak ihlali raporları dikkat çekti.
Aralık ayındaki haberlerde, Esad rejiminin devrilmesinin üzerinden geçen bir yıl, belirgin bir tarihsel kesit olarak incelenmedi. Şara yönetimi, ideolojik görüşlere göre ya meşrulaştırıldı ya da “güvenlik riski” boyutundan ele alındı. Bunun dışında gelişmelerin hak temelli bir sorun olarak değerlendirilmesi de yapıldı.
SDG ve Şam Görüşmeleri: “Terörsüz Türkiye” Vurgusu
1-31 Aralık 2025 tarihleri arasında Türkiye medyası; Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam yönetimi arasındaki müzakereleri ve 10 Mart Mutabakatı’nı “Terörsüz Türkiye” kavramı üzerinden ilişkilendirdi. SDG ile ilgili tanımlamalar, medyadan medyaya değişiklik göstermekteydi; bazıları “Suriye’deki terör örgütü YPG/PKK” derken, bazıları “PKK’nın Suriye kolu” ya da “terör unsuru” gibi ifadelerle tanımlandı.
Anadolu Ajansı, Yeni Şafak ve Sabah gazeteleri, SDG’yi “terör örgütü” olarak sınıflandırarak, merkezi otoriteye entegrasyona direnen bir yapı olarak niteledi. Bu mecralarda, SDG’nin bir güvenlik sorunu olarak konumlandırılması dikkat çekmektedir.
Sözcü’de ise SDG, doğrudan kriminalize edilmediği halde güvenlik bağlamında ele alındı. “SDG’de 100 bin terörist var” gibi başlıklarla, sürecin siyasi boyutundan ziyade Türkiye açısından oluşturduğu tehditler vurgulandı. Oysa Evrensel ve Mezopotamya Ajansı, SDG’yi “terör” olarak tanımlamadan, daha aktif bir siyasi özne olarak ele aldı. Bu yayınlar, SDG’nin adem-i merkeziyetçilik ve yerel yönetim taleplerine odaklandı.
10 Mart Mutabakatı ve “Terörsüz Türkiye”
Suriye geçici yönetimi lideri Ahmed Şara ve SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan 10 Mart Mutabakatı, etnik ve dini azınlık haklarını güvence altına alarak, SDG kontrolündeki bölgelerin Şam’a bağlanması ve SDG güçlerinin Suriye ordusuna entegre edilmesini öngörüyordu. Bu süreç, SDG’nin entegrasyonuyla ilgili karmaşık tartışmalar içeriyor.
Mutabakat, Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak’ta “SDG’ye tanınmış bir süre” ve “sabır testi” olarak yansıtıldı. Mutabakatın ilerlememesinin sorumluluğu büyük ölçüde SDG’ye yüklenirken, diğer aktörlerin tutumu pek detaylandırılmadı.
Sözcü süreci ise “anlaşıldı-yalanlandı” dinamikleri üzerinden, müzakere belirsizliklerini ön plana çıkardı. Diğer taraftan, Evrensel ve Mezopotamya Ajansı, Mutabakat’ı askeri baskının bir alternatifi olarak ele aldı.

Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahale seçeneğinin gündemde kalması ve “Terörsüz Türkiye” söylemi, Anadolu Ajansı ve Yeni Şafak’ta SDG’ye yönelik askeri ve siyasi baskıyı meşrulaştıran bir çerçeve olarak sunuldu. Entegrasyon, zorunluluk ve operasyon ihtimali bu şekilde ifade edildi.
Aleviler ve Dürziler: Federalizm, Katliam ve Ayrılıkçılık
Alevi ve Dürzi toplulukların adem-i merkeziyetçilik ve federalizm talepleri ile onlara yönelik saldırıların nasıl medyada ele alındığı üzerine yapılan inceleme dikkat çekiyor. Alevi ve Dürzi toplumlarının talepleri, çoğu zaman “provokasyon ve kaos” veya “katliam ve sistematik şiddet” gibi çerçeveler içinde ele alındı.
Alevilerle Sünniler arasındaki çatışmalar ise genellikle “kim kışkırtıyor?” soruları etrafında şekillendi. Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak, bu çatışmaları ya tamamen göz ardı etti ya da “iddia” veya “çatışma” dillerini kullandı.
Sözcü, Alevi-Sünni çatışmalarını mezhepsel gerilim üzerinden değerlendirdi. Evrensel ve Mezopotamya Ajansı ise durumu, katliam ve sistematik şiddet üzerinden ele aldı.
Anadolu Ajansı, Sabah ve Yeni Şafak’ta ise Alevi ve Dürzi grupların talepleri büyük oranda bölünme, ayrılıkçılık veya provokasyon olarak kabul edildi. Oysa Evrensel ve Mezopotamya Ajansı, bu talepleri azınlıkların güvenliği ve eşit yurttaşlık arayışının bir parçası olarak değerlendirdi ve barışçıl çözümler önerdi.
Şam Ziyareti ve Diplomasi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 22 Aralık’ta gerçekleştirdiği Şam ziyareti, çoğunlukla “SDG’ye yönelik uyarı” ve “baskı” bağlamında yorumlandı. Ziyaretin barışçıl bir müzakere potansiyeli taşıdığına dair değerlendirmeler ise sınırlı kaldı.
Anadolu Ajansı, ziyareti diplomatik başarı olarak sunarak Türkiye’nin Suriye’deki etkisini vurguladı. Ziyaret içeriğinde SDG entegrasyonu ve “terör tehdidinin bertaraf edilmesi” gibi konular öne çıktı.
Sabah, ziyareti sembolik bir normalleşme süreci olarak gördü. Ancak Sözcü, ziyareti mesafeli bir bakış açısıyla değerlendirdi ve yalnızca teknik aksaklıklar üzerinde durdu.
Evrensel ise ziyareti Türkiye’nin Kürt meselesindeki yeni strategisinin başarısızlığı olarak yorumladı ve SDG’nin tasfiyesini amaçlayan bir çabanın parçası olduğunu öne sürdü.
Türkiye’nin Suriye Haberciliğinde Kör Noktalar
Gazetecilerin Suriye üzerine yorumları, haberlerin yüzeysel analizine işaret ediyor. Örneğin, Hediye Levent, Türkiye’de basının provokasyona açık olduğunu, sahadaki olayları derinlemesine incelemekten uzak kaldığını ifade ediyor.
Fehim Taştekin, Türkiye medyasında olayların sığ ve tek yönlü değerlendirmelere indirgenmiş olduğunu savunuyor. Doğan Cihan ise Türkiye medyasının Suriye’nin etnik ve mezhepsel çeşitliliğini yeterince analiz edemediğini belirtiyor. Gazetecilerin ortak eleştirisi, azınlıklara yönelik saldırıların çoğu zaman “pozisyon alma” üzerinden aktarılması yönünde.
Sonuç
Türkiye’deki medyanın Suriye’ye dair haberleri, hem sahadan duyulan gelişmelerin hem de farklı aktörlerin eleştirileri açısından zayıf kalmakta; böylece Suriye’de yaşanan karmaşık sosyal ve politik dinamiklerin derinlemesine bir analiz yapılması zorlaşmaktadır.
“`
