Eğitim Politikaları ve Başarı Kavramı

Belgenin sayısı arttıkça öğrenmenin azalması, başarının değil, büyük bir yanılsamanın varlığını gösterir. Bu nedenle yarıyıl tatili, sadece ders arası değil, Türkiye’deki eğitim politikalarının çocuklar üzerindeki etkilerini görmek için bir fırsattır.

Son dönemde eğitim, pedagojik ve bilimsel ilkelere değil, ideolojik, ekonomik ve kısa vadeli siyasi tercihlere göre şekillenmiştir. Eğitim politikaları, öğrenmeyi ve düşünmeyi değil, itaati, uyumu ve ölçülebilirliği ön planda tutmaktadır.

Mevcut sistem, öğrenciyi özgürleştirmek yerine disipline etmeyi hedeflemekte; sınavlar ise okulu eleme mekanizmasına dönüştürerek eşitsizlikleri artırmaktadır. Ana dilde eğitim hakkının reddedilmesi ise en büyük eşitsizliklerden biridir.

Bugün, belgelerin sayısı artarken akademik niteliğin gerilediği bir dönem yaşanmaktadır. Eleştirel düşünme, analitik okuma ve entelektüel üretim yerine belge sayısının artması, gerçek öğrenmenin yerine sembolik nesnelerin tercih edilmesine neden olmaktadır.

MESEM uygulamaları, çocuk emeğinin istismar edildiği bir modele dönüşmüştür. Bu sistem, yoksul çocukları erken yaşta iş piyasasına iterek eşitsizlikleri derinleştirmektedir.

Eğitimde ölçme ve değerlendirme politikaları da eşitsizlikleri meşrulaştırmaktadır. Farklı arka planlara sahip öğrencileri aynı ölçütlerle değerlendirmek, adaletsizliği pekiştirmektedir.

Öğretmenler ise bu politikaların yükünü çekerken karar süreçlerinden dışlanmaktadır. Bürokrasinin artması ve denetimlerin sıkılaşması, öğretmenleri sadece uygulayıcı konumuna indirgemektedir.

Eğitim politikaları, öğrenmeyi teşvik eden değil, eşitsizliği artıran bir yapı oluşturmaktadır. Bu politikalar, başarıyı belge ve istatistiklerle ölçmektedir. MESEM gibi uygulamalar ise çocuk emeğini sömürerek eşitsizlikleri derinleştirmektedir.

Ana dilde eğitim hakkı tanımayan sistemler, eşitlik iddiasını yitirmektedir. Bu nedenle, ebeveynlerin sessiz kalmaması ve bu politikaların sorgulanması gerekmektedir.